hepsişifa 4

19 Ocak 2012 Perşembe

Bunlara DIKKAT:Kansere karşı 34 gıda













Kansere karşı 34 gıda


ELMA: Bol miktarda “kuarsetin” içerir. Kanser tedavisinde, kanserden korunmada, alerji ve kalp damar hastalıklarında yararlı. Günde en az kabuklarıyla birlikte 2 elma tüketilmeli.



NAR: Son çalışmalar, narın kanserojen madde verilen farelerin genlerinde yüzde 30 civarında düzelme sağladığını gösteriyor. İçerdiği bazı maddeler sayesinde kolesterol ve şekeri dengeleyen nar, kalp sağlığını da koruyor. Bu nedenle günde 1 bardak taze sıkılmış nar suyu içilmeli ya da 2-3 tane nar yemeli.



KARA ÜZÜM: Son 10 yıl içindeki çalışmalar, kara üzümün kanser önleyici rolüne işaret ediyor. Ayrıca kalp damar hastalıklarından da koruyor. Çekirdeği ve kabuğuyla birlikte yenmesi gerekiyor. Günde 1-2 bardak kadar tüketilebilir.



BÖĞÜRTLEN: İçeriğindeki “eliagic asit” kanserli hücrele rin ölmesini sağlıyor. Böğürtlen yaprakları da çok faydalı, çay şeklinde tüketilebilir



YABANMERSİNİ: Vücudu kanserden koruyan enzimleri aktif hale getirerek kansere yakalanma riskini azaltıyor. Ayrıca kandaki kolesterol oranını düşürerek kalp krizinden de koruyor.



KİRAZ: Bol miktarda “flavon” denen yaralı bir madde ihtiva eder. Kanser oluşumunu ve kanserin ilerlemesini engeller. Özellikle meme, cilt, akciğer ye karaciğer gibi kanser tiplerinde etkili.


KARPUZ: A ve C vitamini yönünden zengin. İçerdiği yararlı maddeler vücudu kansere karşı koruyup, toksik maddelerden arındırıyor.



KIRMIZI TURP: Akciğer kanseri riskini azaltır, meme kanserinden korur. Bol miktarda turp salatası tüketin.



KIRMIZI BİBER: Zengin bir C vitamini deposu. C vitamini kanser hücrelerinin büyümesini engeller ve bağışıklık sistemini zararlı maddelerden korur.



KIRMIZI BİBER: Zengin bir C vitamini deposu. C vitamini kanser hücrelerinin büyümesini engeller ve bağışıklık sistemini zararlı maddelerden korur.


BROKOLİ: C vitamini, betakaroten, lif ve kalsiyum açısından çok zen gin. Kansere karşı koruyucu maddeler içerir. Özellikle bağırsak, mesane, meme kanserlerinden korur. Brokoli çoğu içerik maddesini ancak çiğ yendiğinde barındırıyor. Ancak haftada 2’den fazla çiğ brokoli tüketmeyin çünkü tiroit yetmezliği oluşabilir.



DOMATES: Özellikle hafif pişmiş tüketilmesi prostat problemlerinden yüzde 40 oranında korur. Domatesin içindeki likopen akciğer, kolon, meme kanserini de engeller.



SARMISAK: Kanserin yayılmasını durdurur. Selenyum, triptopan gi bi kan ser hücreleriyle savaşan maddeler içerir. Hem kansere yakalanmaktan korur hem de kanser tedavisi sırasında kullanılır. Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalara göre sarımsak mide, meme, bağırsak, yemek borusu, prostat ve cilt kanserlerinde tümörlerin oluşmasını ve ilerlemesini engelliyor. Her gün 2-3 diş çiğ sarımsak, 1-2 avuç kuru yemiş tüketilmeli.



HAVUÇ: Günde 2 bardak havuç suyu içmek, prostat kanserine karşı yüzde 20 koruma sağlıyor. Havucun içinde betakaroten denen çok yararlı bir madde var. Betakarotenin ağız, yemek borusu ve mide kanserinde de koruyucu etkisi var.


ANANAS: Ananasın içindeki ‘bromelain’ maddesi tümör hücre gelişimini doğrudan durduruyor. Özellikle de akciğer, bağırsak, yumurtalık ve cilt kanserlerinde tümörlü hücrelerin büyümesini engelliyor.


AY ÇEKİRDEĞİ: Çinko ve selenyumdan zengindir. Çinko vücutta C vitamininin emilmesini sağlar ve şifalı etkisini hızlandırır.



BALIK: Omega 3′ten zengin balıkları seçin, haftada 2 kez somon, uskumru, sardalya ve mezgit gibi omega 3 yağ asitlerinden zengin balıkları tüketmek kanserden korur. Balık; meme kanserinde yayılmayı önler, bağırsak, pankreas ve prostat kanserlerinin büyümesine engel olur. Ayrıca kalp krizine karşı da korur.



CEVİZ: Omega 3 yağ asitleri içerdiği için kanserden korur. Ayrıca kalp damar hastalıklarına da iyi gelir. Günde 1 avuç ceviz yiyin.



ÇÖREK OTU: Bağışıklık siteminizi güçlendirmek için günde 1 çorba kaşığı 1 çörek otu yiyin. Çörek otu vücutta mikrop veya tümörle mücadele eden “naturel killer” hücrelerinin sayılarının artmasını sağlar. Yararlı etkilerini gösterebilmesi için çörek otunu öğütüp toz şeklinde tüketin.




FINDIK: Kalp krizine karşı koruyucu olan E vitamini açısından zengin bir besindir. Her gün yenilen bir avuç fındık kansere ve kırışıklıklara karşı koruyucudur.



İçerdiği yağlar doymuştur. Yani sağlığa zararlı değildir. Kötü kolesterolü düşürüp iyi kolesterol seviyesini artırarak kalp hastalığını önler.Ceviz gibi türleri ellagic adı verilen bir tür asit içerir.Bu asit kanserli hücrelerin kendilerini öldürmeleri anlamına gelen apoptosis sürecini başlatır.Kanserin ve kalp hastalıklarının önlenmesinde önemli yer tutan E vitamininden de yüksek miktarda içerir.Her gün bir avuç yenmesi çok faydalıdır.





İNCİR: Potasyum, demir ve kalsiyum içerir. Sindirim sistemine yardımcı olur ve modern tıp tarafından da kansere karşı koruyucu olarak önerilmektedir.





ISPANAK: Kansere, kalp hastalıklarına, yüksek tansiyona karşı çok etkili bir sebzedir.





KABAK ÇEKİRDEĞİ: E vitamininden zengindir. Kanser hücrelerini engeller ve bağışıklık sistemini zararlı maddelerden korur.





KAYISI: Hücrelere ve dokulara zarar veren moleküllerin etkisini ortadan kaldırarak kansere karşı koruyucu etki sağlar. Lifli olduğu için bağırsakları koruyucudur.





KETEN TOHUMU: Bağışıklık sistemini güçlendirerek kanserden korur. Özellikle bağırsak kanserine karşı koruma sağlar, keten tohumu da öğütüldükten sonra tüketilmeli.





KİMYON: Kimyon, dereotu tohumu ve turunçgillerin kabuğu çok faydalı. Limonen denen kanser savaşçısı bir madde ihtiva eder.

KURU BAKLAGİL: Haftada 2 kez kuru baklagil tüketmek çok önemli. Mercimek, nohut, kuru fasulye iyi protein ve lif kaynaklarıdır. Kanserin yayılmasını önleyen antikanser maddeler içerirler. Vücuda zarar veren maddelerle savaşır, kan dolaşımına yardımcı olurlar.

LAHANA: Meme ve rahim kanserine etkilidir. Vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Kanserli hücrelerin çoğalmasını önleyen karoten maddesini içerir. Kandaki şeker miktarını düşürür.





PİRİNÇ: E ve B vitaminleri açısından zengindir. Bağırsak kanserine karşı koruyucu, kolesterolü düşürücü ve kalp krizi riskini azaltıcı etkisi vardır.

ŞEFTALİ: Kansere ve kalp krizine karşı koruyucu olan betakaroten açısından da zengindir.Bir şeftali günlük C vitamini ihtiyacının %50 sini karşılar.





SOĞAN: Bağışıklık sistemini güçlendirirİçerdiği allicin ve sülfür ile mide ve bağırsak kanserine karşı koruyucu etki sağlar.



YEŞİL ÇAY: Her gün yeşil çay içilmeli. Günde iki fincan yeşil çay tüketiminden sonra kana geçen kanser savaşçısı maddeler, kılcal damarlarla vücudun her hücresine taşınarak tümörlü hnhavuç suyu içmek, prostat kansücrelerin büyümesini engeller.”





YOĞURT: Her gün yarım kilo yoğurt tüketmek çok önemli. Evde yapılan probiyotik yoğurdun içindeki bakteriler vücudun en büyük dostu, kanserin en büyük düşmanıdır. Ayrıca yoğurt uzun yaşamın sırrıdır. Yoğurt özellikle kolon, mide, akciğer ve meme kanserlerine karşı koruyucudur. Kadınlarda meme fibrokistlerini de azaltır. Bu nedenle herkesin günde yarım kilo yoğurt tüketmesi gerekir.





ZERDEÇAL: Köriye karakteristik koyu sarı rengini ve lezzetini verir. Kanser destek ürünleri içinde en güçlüsüdür. Akciğer, kolon, karaciğer, mide, meme, yumurtalık, beyin, lösemi gibi pek çok kanserde tümörlü hücrelerin büyümesini engellediği belirlenmiştir. Kanserin dağılmasını engelleyerek kanser hücrelerini ölmeye zorlar.





ZEYTİNYAĞI: Kandaki kolesterol düzeyini dengede tutar. Antioksidan özelliği olan E vitamini açısından da zengindir. Bu sayede kalp krizi, felç, kanser ve erken yaşlanmaya karşı beyni koruyucu etkiye sahiptir

Yesil Çay Kanseri Önlüyor mu?




Çay yeşil yapraklı, yaklaşık on metre yükseğe kadar büyüyebilen, tropik ve subtropik iklim bölgelerinde yetişen bir bitkidir.Çayın yetiştiği başlıca ülkeler Çin, Hindistan, Endonezya, Sri- lanka ve Türkiyedir. Çayın Çincedeki ismi Ch`a, Ch`i dir.Chi yaşam enerjisi anlamına gelmektedir.Çayın latince ismi ise Camelli sinensisdir. Çay ile ilgili ilk bulgularda Çinlilerin M.Ö. 2700`lü yıllarda çayı şifalı bir içecek olarak içtikleri kanıtlanmıştır. Çay Avrupa`ya ise 14 y.y.`da ipek yoluyla gelmiştir. 1800`lü yıllarda ingilterede 500`ün üzerinde çay evi olduğu belirtilmektedir. Çay lezzet ve şifa amaçlı olmak üzere başlıca iki nedenden dolayı içilmektedir.
Çayın; yeşil ve siyah olmak üzere iki çeşidi vardır.Yeşil çayın siyah çaydan farkı: yeşil çaydaki enzimler sıcaklıkla etkisiz hale getirilmiştir ve böyleliklede çayın rengi yeşil olarak kalmaktadır.
Çaydaki etkin madde kafeindir.Kafein kahve, çay, kolalı içecekler ve kakao`da bulunmaktadır.Aşağıdaki tabelada 100 ml içecekte yaklaşık ne kadar kafein olduğu belirtilmiştir.

100 ml içeceklerde kafein miktarı:
Çay`da 15-45 mg
Normal kahve`de 60-100 mg
Türk kahve`sinde 350 mg
Enerji verici içeceklerde 40 mg
Kola`da 10 mg
Kakao`da 7 mg
Kafeinin en önemli özelliği sinir sistemini uyarmasıdır. Yüksek dozda kafeinli içecekler içildiğinde kalb atışlarında artış, uykusuzluk, huzursuzluk gibi yan etkiler görülebilmektedir. Kafeinin öldürücü dozu 10 gramdır.Bu da yaklaşık 80 bardak kahve demektir. Hamilelik döneminde kafeinin 600 mg`ı aşılmaması tavsiye edilmektedir.Kafeinin etkisi içilen içecekteki kafeinin miktarına, içeceğin cinsine ve kişinin vücut yapısına göre değişmektedir.Kafein sinir sistemini uyardığından dolayı uykusuzluğa neden olabilmektedir. Kafein, aşırı duyarlı insanlarda kaşıntı şeklinde etkisini gösteren alerjiye dahi neden olabilir. Küçük çocukların ise kafeinli içecekleri çokca tüketmemeleri tavsiye edilmektedir. Kahveye süt eklemek kafeinin etkisini azaltmamaktadir.
Kafeinli içeceklerde tam bir sınır belirtmek zordur bu yüzden kişi içebileceği günlük dozu kendisi ayarlamalıdır. Bilinmesi gereken yüksek miktarda içilen ve yenilen her gıda maddesi insan vücuduna zarar verebilir. Kafeinin etkisi çayda uzun süreli fakat yavaş bir şekilde olurken kahvede ise etki içimden 10 dakika sonra başlayıp 2-3 saat devam etmektedir.Bu etki yukarıda belirtilidiği gibi bir çok faktörlere bağlı olarak değişmektedir.
Yeşil çayın şifalı etkisi siyah çaydan ve kahveden daha yüksektir.Kahve kandaki yağ asitlerinin miktarıni arttırırken, yeşil çay azaltmaktadır.Yeşil çay bazik bir içecek olduğundan mide asidinide düşürmektedir. Stres hormonu salgılamasını azaltarak kişiyi rahatlatır.Ayrica içerdiği flordan dolayı diş çürümelerini önleyici etkisi vardır.Yeşil çayın kolestrol ve kan şekerini düşürücü özelliğide bulunmaktadir.
Tüm bu etkilerin yanında yeşil çayın en önemli özelliği kanseri engelleyen maddelerden biri olan antioxidantları içermesidir.Yeşil çaydaki Polyphenoller (antioxidant) vitamin C ve E`den 20-30 kat daha etkilidir. Yapılan çalışmalarda yeşil çay içen farelerin bir çok kanser hastaliğına karşı direnç gösterdiği saptanmıştır. Japonyada yasayan Shizuoka topluluğu günlük 8-9 bardak yeşil çay içmektedir. Araştırmalarda bu topluluktaki kanser oranının diğer Japon halkına kıyasla daha az olduğu özellikle mide kanserinin neredeyse hiç görülmediği tespit edilmiştir. Fakat bu demek değildir ki sadece yeşil çay içmekle kanser önlenebilir.Yeşil çayın kanseri önleyici etkisi beslenme, yaşam şekli, kanserinin ne kadar ilerlediği gibi bir çok faktöre bağlı olarak değişmektedir.
Yeşil ve siyah çayın yanında özellikle şifalı etkisinden dolayı içilen, Papatya, nane, ıhlamur gibi bitki ve meyve çayları kafein içermemesi ve şifalı etkilerinden dolayı içilmesi tavsiye edilmektedir.

Kansere Karşı Antioksidan Özelliği Olan Kızılcık





Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sezai Ercişli, yaptığı açıklamada, kızılcıkla ilgili Çukurova Üniversitesi, Malatya Meyvecilik Araştırma Enstitüsü ve Atatürk Üniversitesinin ortak bir araştırma yürüttüğünü, bu çalışma sonunda kızılcık meyvesinin antioksidan özelliğinin çok yüksek olduğunun tespit edildiğini söyledi. Ercişli, şöyle konuştu: ”Kansere karşı antioksidan özelliği, koruyucu özellik demek. Hücreleri kansere karşı koruyor. Bizim çalışmamız bunu kanıtladı. Yalnız kızılcık tipleri arasında bariz fark çıktı. Çok koyu renkte olan kızılcıkların antioksidan içeriği daha yüksek olarak tespit edildi. Kızılcığın ortalama C vitamini 100-120 miligram civarında. Bu portakalın ortalama iki katı olarak kabul ediliyor. Portakalda biz bunu ortalama 50-60 miligram olarak tespit ediyoruz. C vitamini yönünden oldukça yüksek. Antioksidan özelliği de C vitamininden kaynaklanıyor.”

Araştırmanın, Avrupa’da prestijli gıda dergilerinden birinde yayımlandığını anlatan Ercişli, ”Kızılcıkta Türkiye, özel bir konuma sahip. Dünyanın hiçbir yerinde Türkiye’deki gibi geniş bir kızılcık popülasyonu yok” dedi.
Haber

16 Mart 2011 Çarşamba

Aspir Çiçeğinin Faydaları




Aspir latince/botanik ismi Carthamus tinctorius olan tek yıllık bir bitkidir. Papatyagiller ailesinin bir üyesidir
Dikenli yaprakları, sert yapıda, uzun, sarı ya da kırmızımsı çiçekleri vardır. Tohumlarından yemeklik yağ da yapılmaktadır. Güneşten fakir, kuru topraklarda rahatlıkla yetişebilen bitki 1 metreye kadar uzayabilir. Fırat Nehri çevresi, İran, Hindistan ve Kuzey Afrika’da yetişir. Bitkisel tedaviler ve gıda olarak kullanımı vardır.

26 Ocak 2011 Çarşamba

Karabaş Otunun Faydaları

Karabaş Otunun FaydalarıLatince ismi Lavandula stoechas olan karabaş otu ballıbabagiller familyasındandır. Mavi ve mor çiçekli bir bitki olan karabaşotu ülkemizin birçok yerinde yetişir.Karabaş Otunun Yararları Nelerdir ?Kansere karşı koruyucudur. Beyin, pankreas, prostat, bağırsak ve meme kanserinde tümörün büyümesini engelleyici etkisi olduğu belirtiliyor.İçinde bulunan geraniol maddesi kansere karşı koruyucu ve de tümörü yok edici özellik taşımaktadır.Kan dolaşımını düzenler. Kanı sulandırıcı ve damar genişletici özelliği içerdiği rosmarinik asit ‘ten kaynaklanır.Karabaş otunda bulunan cineole maddesi alerji önleyici, mikrop kırıcı, sakinleştirci ve tansiyon düşürücü etkilere sahiptir.Ağrı kesici etkisi vardır. Sinirsel kaynaklı baş ağrılarında yararlıdır.Uykusuzluk ve yüksek tansiyon için faydalıdır.Antiseptik özelliği vardır.Balgam söktürücüdür.Mide-bağırsak sancılarında rahatlatıcıdır.Egzama yaralarında etkilidir.İdrar yolu enfeksiyonlarında kullanılması karabaş otu yararları arasındadır.Karabaş otu sigara bırakmak isteyenlerin de yardımcısıdır.5 gr. karabaş otu bir su bardağı suda 3 dakika kaynatıldıktan sonra sıcakken süzülür. Sigaraiçme gereksinimi duyulduğunda bir yudum içilmesi sigaraya olan isteği önler.Karabaş otu nasıl kullanılır? Karabaş otu çayı ve karabaş otu yağı şeklinde kullanılmaktadır. Karabaş yağı yara gibi sorunlarda dışardan kullanılır.Karabaş çayı için ; 1 tatlı kaşığı bitki 1 su bardağı suyla 3 kadar dakika kadar kaynatılarak hazırlanır.Alıntı

29 Ağustos 2010 Pazar

A Vitamini Eksikliğinde Gerçekleşebilecek Rahatsızlıklar

Vitaminler ehh nasıl olsa alıyorumdur diyip geçmeyin ya yeteri kadar alamıyorsanız hi düşündünüzmü neler olabileceğini gelin A vitaminini eksik almanız durumunda vücudunuzda ne gibi problemerl baş gösterebilir beraber inceleyelim

A vitamini

-Süt,Tereyağ

-Balık Karaciğeri (her türde bulunmayabilir)

-Domates

ISpanak ve

-Havuçta bulunur

Eksikliği durumunda dokularda,dişlerde,kemiklerde ve gözlerde çeşitli bozulmalar gözlemlenebilir.Görme bozuklukları,diş ve kemik gelişimide yavaşlama,bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi pek çok sağlık sorununa yol açabilmektedir günlük Avitamini gereksiniminin karşılanabilmesi için taze sebze ve meyve yeme oranımızı yükseltmeli ve balık tüketiminide arttırmalıyız

16 Nisan 2010 Cuma

Ayak Terlemesi

Ayak terlemesi sıkıntılı derdi çok bölgesel aşırı terleme problemidir.Aşağıdaki sınıflamaya göre etkilenme derecesi c ve d olanlarda tedavi gerekir.

a. Asla fark edilmez ve günlük faaliyetleri engellemez.
b. Kabul edilebilir seviyededir, zaman zaman günlük faaliyetleri engeller.
c. Pek kabul edilebilir değildir ve sık sık günlük faaliyetleri engeller.
d. Kabul edilemez haldedir ve daima günlük faaliyetleri engeller.


Ayak terlemesi aşırı terlemenin bir şekli olup sıklıkla el terlemesi ile birliktedir. Diğer terleme türlerine göre kısmen daha az sıkıntı verir. Saklamak daha kolaydır. Ancak ayakkabılar suya girmiş gibi ıslak olabilir veya biriken tuz nedeniyle beyazlaşabilir. Çoraplardaki ıslaklık ayrıca sıkıntı verebilir.

Açık ayakkabı veya terlik giyerek sokakta dolaşınca kısa sürede ayaklar çamur içinde kalabilir. Terlikler ıslaktan kayabilir. Ayakkabı veya terlikleri günde birkaç defa değiştirmek gerekebilir.

bu yazının yazımında http://www.terleme.com/ayak-terlemesi.html sitesinden faydalanılmıştır

11 Nisan 2010 Pazar

Kirazın Faydaları

Eee yaz geldi dedik ya kayısıdan başladık şimdi sıra kirazda

-Antioksidan etkiye sahiptir
-Kolesterolü ve kan şekerini düşürmeye yardımcı olur
-İçeriğinde B vitaminleri ve kalsiyum bulunur
-Ürik asidin vücuttan atılmasına çok katkı sağlar
-KAbızlığı önlemede etkilidir
-Kiraz muhteviyatından ötürü böbrek taşlarının birikmesine engel olur
-KAndaki zararlı maddelerin vücuttan atılmasını sağlar
-Karaciğere şifadır
-Nikotinin vücuttan atılmasını sağlar
-Şeker hastalarında kontrollüde olsa tüketebileceği bir meyvedir
-A vitamini içerdiğinden ötürü göz sağlığı için oldukça önemlidir

Kayısının Faydaları

Yaz geldi e tabi kısıtlı bir dönemi olan kayısınında sezonu açılmak üzere pek çoğunuz biliyorsunuzdur faydalarını ama biz yinede hatırlatmak istiyoruz....

-Beynimizin düzenli çalışmasını sağlar
-Stresi azaltır
-Karaciğer için çok faydalıdır
-Kemiklerin sağlamlığı için önemlidir
-Kan yapımını arttırır
-Bağırsaklar için iyi gelir
-Kabızlığa karşı birebirdir
-Cildi güzelleştirir
-Çekirdekleri doymamış yağ asidi içeriklerinden ötürü yemiş olarak tercih edilebilir

31 Mart 2010 Çarşamba

Hangi Yiyecek Hangi Kanser Türüne Karşı Etkili

Kanser, insanın tüyleri ürperiyor değilmi ? Aslında bu hastalığın oluşmasıda, tedaviside ellerimizde, yani kendi ellerimizle kanser olmayı isteriz veya ondan korunmayı… bu girişti, gelin hep beraber kanser nedir önce bunu öğrenelim

Kanser normal hücrelerin zamanla, çeşitli dışsal şartlar bazende içsel şartların baskısıyla anormalleşmesi ve bu anormalleşen hücrelerinde kontrolsüzce çoğalmasından dolayı oluşur kanser başladığı vücut dokusundan farklı vücut dokularınıa yayılabilir ve tedavi edilmezse ağrılı ve acılı bir ölüme yol açabilir.

Peki bu hastalığa yakalanmamıza neden olan sebeb ve sebebler nelerdir? bu hastalığın en büyük dostu düzensiz beslenmektir onu sigara ve enfeksiyon hastalıkları izlemektedir hemen arkasından alkol ve gıdalara konan katkı maddeleri gelmektedir.

Şimdi kansere karşı koruma sağlayan bazı besin maddlerini sıralayalım:

Sarımsak:Bağışıklı sistemini güçlendirir

Domates:Kanserden koruyucu etkiye sahiptir,likopen isimli antioksidan madde bildiğimiz kadarıyla sadece domateste var.

Lahana:Meme ve rahim kanserine karşı etkilidir

Kayısı:Bğırsakların dostudur

Fasulye:Kansere karşı koruyan antioksidanlar açısından son derece zengindir

Fındık:adını zikretmesek ayıp olurdu artık çocuklar bile ne kadar yararlı olduğunu biliyor

Zeytinyağı:Mümkünse zeytin yağını her şeyde kullanalım Allah tarafındanda övülmüş bir nimettir

Soğan:Soframızdan eksik etmeyelim

Yemeği Bilinçli Yemek Kilo Vermemize Nasıl Yardımcı Olur

Eğer yemek sırasında sakin olmak konusunda üsteliyorsak, bunun ne kadar güç bir şey olduğunu bildiğimizdendir. Bütün gün çalıştıktan sonra herkesin sinirli olması doğaldır. Çünkü insanlar yorulur. Sözünü ettiğimiz yorgunluk, çocuklarda aşırı bir hareketlenme, büyüklerde ise sinirlenmekle belirir. Bazı akşamlar evdeki atmosfer çok elektriklenir. Bu şartlar altında yenilen yemek kısa ve yorucu olmaktadır. Böyle zamanlarda konuşabilmek yada tartışabilmek için lokmalarımızı çiğnemeden yutarken, aynı zamanda yemekle birlikte ağzımızı hava ile doldurmakta, sinirlerimiz gergin hale gelmektedir. Bunun sonucunda aldığımız gıda maddelerini iyice sindiremediğimiz gibi, rahat bir uykudan da yoksun olmamız mümkündür.

Aynı zamanda, sindirimle ilgili kimyevi işlemler de büyük bir güçlükle yapılabilmektedir.Yediklerimiz tam olarak bünyemize yararlı olmamakta, karaciğerimiz kendisine düşen görevi yerine getirmekte güçlük çekmektedir. Akşam yemekleri, sükunet dolu bir atmosfer içinde yenilmelidir. Genellikle manastırlarda yenilen yemekler, az miktarda etten ve haşlanmış sebzelereden oluşmaktadır.

Buna rağmen manastırlarda yaşayan rahipler sağlıklı oldukları gibi, birçok manevi ve maddi faaliyette bulunmaktadırlar.

Yani buradan çıkaracağımız sonuç, yemekerimizi sakin bir atmosferde ve sakince yemeliyiz. Lokmalarımızı iyice çiğnemeli, yutma konusunda acele etmemeliyiz. Bu şekilde mide sizin göndereceğiniz lokmalar için daha fazla sindirim enzimi salgılayacaktır…

Bu yazı perhiz yapmadan kilo vermek için bulduğum numara isimli kitaptan derlenmiştir.

Avuç İçi Masajı İle Kio Vermek

Klasik masajlar, işinin ehli bir masör tarafından yapılırsa birikmiş yağların dağılmasına yardımcı olabilirler. Ama herkes tecrübeli bir masörden yararlanma olasılığına sahip değildir. Kendi kendimize masaj yapabilir miyiz? Hayır, masaj hem zor hem de tehlikelidir. Zordur çünkü tek başımıza vücudumuzun her noktasına ulaşamayız tehlikelidir. Çünkü masaj doğru yöne yapılmadığı zaman, yağ birikimine hassas olan kemiklere zarar verebilir.

Buna rağmen tek başınıza vücudun çeşitli kısımlarındaki yağları eritmek münkün. Size bu konuda iki yol öneriyoruz;

1- Vücudunuz belli kısımlarını elle yoklamak
2- İç masaj

Vücudun belirli yerlerini elle yoklamak, ellerin manyetizmi sayesinde, derinin altında bulunan küçük kasların duyarlılık kazanmasıyla olur.

Sırasıyla bu adımlarıı uygulayın;

• 2 dakika avuçlarınızı sertçe birbirilerine sürtün. Avuçlarınızın çok ısındığını göreceksiniz

• Avuçlarınızı vücudunuzun yağ birikmiş olan kesimlerine koyun. Sıcaklığın derinize inmesi için biraz bekleyin.

• Avuçlarınız derinize değer değmez çemberimsi hareketler yapın. Bir nevi bir titretme hissedeceksiniz. Aynı hareketleri ellerinizi birbirine sürtüp
ısıttıktan sonra birçok defa deneyin.

Not: Bu yazı Daniele Chavalier’in Perhiz yapmadan kilo vermek için bulduğum numara kitabından alıntıdır

Ciltteki Yaralar ve Derideki Lekeler Üzerine

Ciltteki değişik renklerdeki yaralar, kansere dönüşme potansiyeli ve görünümü bozmaları nedeniyle özellik gösterir. Erken dönemde tanısının konularak tedavinin planlanması çok önemlidir. Cildin pigmente lezyonlarında asimetri, renk değişikliği (alacalı, mor, mavi,kırmızı, kahverengi karışımı), sınır düzensizliklerinin olması ve büyümesi cerrahi olarak çıkarılmasını gerektirir. Doğuşta mevcut olan dev kıllı nevüsler kötü şekilli değişim açısından yüksek risk taşır ve çıkarılması gerekir.

Günümüzde artan ultraviyole riski ile cilt kanseri sıklığı da artmaktadır. Cildinizde iyileşmeyen, sınırları düzensiz, devamlı kanayan yaralar mevcutsa en kısa zamanda plastik cerraha başvurunuz.

İyi huylu deri tümörlerinden olan damar kaynaklı (hemanjiyom,lenfanjiyom) deri lezyonları doğumda mevcut olabilir veya ilk aylarda farkedilebilir. Hemanjiyomların %90′ ı on yaşına kadar gerileyip kaybolabilir. Ancak bazı damarsal lezyonlar kanamaları ile hayatı tehdit edici hal alabilirler veya göz kapağı, ağız çevresi yerleşimi ile lokalizasyon problemi yaratırlar. Bu tür lezyonların çıkarılması veya küçültülmesi gerekir. Port-wine stain ve gerilemeyen çilek hemanjiyom gibi damarsal kökenli yaralar lazer tedavisi ile soldurularak, bir kaç seansta giderilir.

Dövmelerin çıkarılması, cilt törpüleme veya lazerle yapılır. Cildinizde dışı sert ve rengi değişik yaralar veya cisimler farkediyorsanız lütfen vakit kaybetmeden onkoloji merkezine görününüz.

Ağız Kuruluğunun Nedenleri ve Zararları

Ağız kuruluğu, tükürük bezlerinin tükürük salgılama vazifesinin bozulmasıyla oluşur. Basit bir rahatsızlık gibi görünebilir ama kesinlikle önemli sonuçları vardır. Unutmayın ki ağzınız vücudunuzun ilk kalesidir.



Ağız kuruluğunun birçok nedeni vardır. Bunların arasında en önemlileri olarak;



» Sistemik hastalıklar..: Romatizma, AIDS, Şeker hastalığı, Parkinson hastalıkları
» Çiğneme alışkanlıklarının değişmesi..: Beslenme alışkanlıklarının değişmesiyle yumuşak yiyecek tüketiminin artması, tam tersi sert yiyecek tüketiminin azalması.. Bu olgu bu şekilde değiştiğinde, ağız besinleri ezmek için daha az enerji sarf ediyor, böylelikle tükürük bezleri daha az çalışıyor
» Radyoterapi
» Bilinçli ve bilinçsiz ilaç kullanımı..: Birçok ilaç, ağız kuruluğuna neden olan kimyasal bileşimler içermektedir. Mümkün mertebe ilaç kullanımını azaltmalıyız. Yani ilaç kullanmamız zorunlu değilse, kullanmamalıyız. Bu tip etkilere sahip ilaçlar arasında Antihistaminikleri, antidepresanları gösterebiliriz
» Kafein ve Alkol tüketimi




Belirtileri…



» Sık susama
» Dilde yanma hissi
» Dudaklarda çatlaklar ve kuruluk
» Kötü ağız kokusu
» Tat bozukluğu




Neden olduğu sorunlar…



» Bakteri plağı ve yiyecek artıkları kolayca birikebilir. Bu da diş eti hastalıklarını ve çürüğü hızlandırır. İnsan vücudu mükemmel bir mekanizma olarak yaratılmıştır. Tükürük, kendi başına yıkama, cilalama mekanizması gibidir. Tükürüğün azalması ile birlikte bakteriler bağımsızlık ilan edecek kadar çoğalırlar.
» Çoğalan bu bakterilerden en büyük zararı dişler görür. Uzun süreli ağız kuruluğu durumlarında, sürekli bir bakteri yoğunluğunu kalıramayan dişler kolayca çürüyebilir.
» Tükürük asitleri, nötralize eder.




Ağız kuruluğunun önüne geçmek için yapabileceklerimiz de mevcuttur tabii…

» Sık sık su içilmeli
» Sigara alkol ve şekerli yiyeceklerden uzak durulmalı
» C vitamini alımını düzenlemeliyiz.

Kramp Sebepleri ve Önlenebilirliği

Kramp bir doku spazmıdır. Kramp giren bölgelerde doku kasılır çok şiddetli bir ağrıya yol açar. Genellikle yaygın bir kramp çeşidi, uyku sırasında baldır adalelerinde oluşur ama sadece bu şekilde oluşmaz. Yaşayanlar bilir, uzun süre aynı pozisyonda kalmak da adale kramplarına yol açabilir.

Kramp yaşamamış insan yok gibidir. Hemen herkes hayatının belli bir döneminde krampı yaşamıştır. Yine de çoğu kişi için kramp, gelip geçici önemsiz bir rahatsızlıktır. Fakat bazı kişilerde bu böyle değildir. Eğer sık sık uykunuzu bölerek, şiddetlenerek artan kramplarınız varsa, doktora görünmeyi gerektirecek bir probleme sahip olabilirsiniz.

Bacaklarda, harekete bağlı krampların bir başka çeşidi ise omurgada sinir sıkışması ile alakalıdır. Eğer hareketleriniz sonucu bacaklarınızda kramp gerçekleşme olayı artıyorsa, mutlaka bir doktora görününüz. Aşırı terleme ve potasyum kaybı bu tip krampların en önemli nedenleri arasında gösterilmektedir. Fakat bu da sık rastlanan bir neden değildir.

Kramp anında yapabileceklerimiz;
Kramp giren kasa kompres ve masaj yapmayı deneyin. Sıcak banyoya daldırmak veya sıcak kompres uygulamak da bacağınızı rahatlatacaktır. O anda bu tip imkanlara sahip değilseniz, kasılan yeri yumuşak bir tavırla esnetmeye çalışmanız da faydalı olacaktır. Soğuk kompres de, adale spazmını azaltabilir veya gergin bir adaleyi gevşetebilir.

Krampsız bir hayat için; susuz kalmamaya dikkat edin. Fiziki çalışmalarınızdan önce mutlaka ısının. Sporunuza açma germe egzersizleriyle başlayın.

Sigarayı Bırakmayanlar İçin Faydalı Olabilecek Öneriler

» Sigaranızı bitmeden söndürün.
» Kül tablanızı sık sık boşaltmayın ve her sigara içişinizde ne kadar iğrenç bir iş yapmış olduğunuzu görün.
» Sık sık su için. Susamasanız bile su için.
» Kahve, çay ve koladan vazgeçin. İçebildiğiniz kadar maden suyu için.
» İnternette akciğer kanseri araştırması yapın ve kanser olmuş bir akciğer görüntüsünü masaüstü resminiz yapın.
» Sigarayı bırakmak için kesin olarak bir tarih belirleyin ve o tarihte aldığınız kararı uygulayın. Kendinize tam olarak güvendiğinizde bunu yapın.
» Sigara markanızı sıklıkla değiştirin.
» Kendinize hobi olarak sağlıklı olmayı belirleyin. Sağlığı bir yaşam felsefesi yapın.
» Bırakma belirtilerinin geçici olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Hayatınız boyunca ilk 3 gün işkencesi çekmeyeceksiniz.
» İplerin kendi elinizde olduğunu unutmayın.
» Yemeklerinizi, sizi sigaraya yöneltmeyecek şeylerle bitirin. Mesela her yemeğin sonunda bir marul veya maydanoz yiyebilirsiniz.

30 Mart 2010 Salı

Diş Sağlığı Dikkat Ediyormuyuz

Aman dikkat! Dişleriniz kolayca çürüyebilir. Bu cümle oldukça sert gelebilir ama son derece gerçekçidir maalesef. Dişler 1.dereceden hayatı tehdit etmediğinden pek önemsenmezler genelde. Ama bu tamamen yanlış bir sanıdır. Sindirim sistemine varıncaya kadar birçok farklı organımız için son derece sıkıntı verici olabilirler. İlk önce dişlerin nasıl çürüdüğüne bir göz atalım isterseniz.

Diş üzerindeki bakterilerin oluşturduğu asit, diş minesinde oyuklar meydana getirir. Bu oyuklar genişleyerek diş minesinin iyice erimesine neden olur ve çürük büyüyerek dişte kocaman bir oyuk meydana getirir. Çürük, dişin içine doğru ilerledikçe ağrı şiddeti de artar.

Diş eti hastalıkları ise yine dişin en büyük sıkıntılarındandır. Diş eti hastalıklarının ilk belirtisi dişlerdeki kanamadır. Yine diş etlerinde kızarma ya da şişme olması, kötü koku ve ağızda kötü tat oluşması, diş etlerinde çekilmeler diş eti hastalıklarının belirtilerindendir.

Diş eti hastalıklarını önlemenin önemli yollarından ilki ve en önemlisi dişleri günde iki kez fırçalamaktır. Yine, diş taşı temizliği de unutulmamalıdır. Son olarak çok önemli gördüğümüz bir uyarı yapacağız sizlere; yemek yerken veya herhangi bir şey içerken, sıcak soğuk ayrımını iyi yapmalıyız. Yani sıcağın üstüne hemen soğuk veya tersini yapmamalıyız. Tabii ki genel olarak çok sıcak ve çok soğuk maddeler tüketmemek de bu konudaki önemli hususlardan.

Sağlıklı Kilo Vermek İçin Boy-Kilo Oranının Ölçütü

Zayıflama rejimleriyle ilgilenen tüm uzmanlar, kilo ve boy arasındaki ideal ilişkiyi gösteren çizelgeler hazırlamışlardır ve ne kadar kilo fazlası taşıdıklarını öğrenmek isteyenler de heyecanla izlemektedirler. Sayısı binlerce olan söz konusu çizelgelerden bazıları incelediğimizde bunların birbirlerinden farklı olduğunu belirledik. Örneğin bir Alman doktor 1,60 boy için 55 kiloyu uygun görürken, bir Amerikalı rejim uzmanı, aynı boy için 59 kiloyu, bir Fransız rejim enstitüsü ise de zalimce bir yaklaşımla 53 kilo 500 gramı uygun görmüştür. Hangisine inanmalı? Yapacağınız en iyi şey, kendinizi sağlıklı, hafif kıvrak hissettiğiniz dönemlerdeki kiloyu ideal olarak benimsemektir.

Boyu 1,70 olan siz beyefendi; 28 yaşında ve kilonuz 68 iken kendinizi çok mu iyi hissediyordunuz?
Ve boyu 1,60 olan siz hanımefendi; 23 yaşında 56 kilo iken herkes sizi canlılığınızdan ötürü çok çekici bulmaktaydı değil mi?
Demek oluyor ki ideal kilonuz budur. Ardan geçen yıllar için 2-3 kiloda fazlasını ekleyin ve çizelgelerle uğraşmaktan vazgeçin.

Tabii şimdi bize kaç kilo fazlalıktan sonra şişmanlık söz konusudur diye sorabilirsiniz. İşte yanıtı;

Sizi gerçekten rahatsız eden, ağırlaştıran, çirkinleştiren, elbiselerinizi genişletmeye zorunlu kılan, sizi spor ve danstan yoksun eden ya da uzun topuklu giymenize engel olan ilk fazla kilodan sonra şişmanlıktan söz edebiliriz. Belki bu sözünü ettiğimiz hoş sayılmayan durumu üçüncü veya onuncu fazla kiloda hissedebilecek. O zaman da yeter artık bu duruma engel olmalı diyeceksiniz. Ancak iş bu noktaya geldikten sonra bile oyunu yine siz yöneteceksiniz, tartı ve mezura değil. Gözleriniz, vücudunuz ve benliğiniz tehlikeli durumlara karşı tepki gösterecektir.

Cilt Saglığı İçin Omega İçerikli Yağların Önemi

Cilt sağlığı hakkında neler biliyoruz?
Vücudumuzu dış ortamlara karşı koruyan, adaptasyonu sağlayan zırhımızı ne kadar tanıyoruz? Eğer olumsuz bir yanıt veriyorsanız onu nasıl koruyacağınızı da bilmiyor olabilirsiniz. O halde bu yazıyı sonuna kadar okuyun.

Sağlıklı bir cilt sağlıklı bir vücudun aynası gibidir. Vücudumuz vitaminleri, mineralleri ve diğer önemli elementleri cilt altında depolar. Çeşitli çevresel şartlar nedeniyle vücudumuz bazen eskisinden çok bu maddelere ihtiyaç duyabilir. Böyle durumlarda vücut bu ihtiyaçlarını hemen cilt altından karşılar buna bağlı olarak cilt altındaki rezervimiz azalır ve cilt zamanla savunmasız kalabilir. Yaş ilerledikçe de bu savunmasızlık durumu cildi kurutmaya başlar. Sağlıklı ve güzel bir cilt için yedikleriniz sürdüklerinizden daha önemlidir.

Dengeli bir beslenme cilt hücrelerini nemli ve güçlü tutar. Omega-3 ve omega-6 cilt için son derece zorunlu yağlardır. Cilt hücrelerini saran zarları güçlendirirler böylelikle cildin daha genç görünmesini sağlarlar Cilt üzerindeki yaraların enfeksiyonla sonuçlanmasını engeller. Ayrıca omega yağlarının ideal dozda alınışıyla kan dolaşımı düzenli hale gelir ve bu şekilde hücrelere daha fazla oksijen taşınır. Bahsi geçen yağ asitlerinin ideal dozda alınımı akne, siyah nokta gibi cilt sorunlarının giderilmesinde de gayet etkilidir. Bu gibi cilt problemlerinin ana nedeni A,D ve E vitaminlerinin eksikliği yanında omega yağlarının ideal dozda alınamayışıdır.

Bu noktada duralım ve omegalar hakkında biraz bilgi verelim. Bunlar nedir ve nerelerde bulunur?

Omega ismini kimyasal yapısından almıştır. Omega-3 ve Omega-6 döllenme anından başlayarak yaşamımızın her alanında doku hücrelerinin en önemli yapı taşlarıdır diyebiliriz. Bağışıklık sistemini güçlendirir kalp ve sedef hastalıklarından korur. Bilim adamlarının mucize molekül gözüyle baktıkları omega-3 yağ asitleri olmadan, hayat daha bir zor ve acılı olacaktır. Çünkü bu yağ asitleri hücrelerin davranış şekillerini bile değiştirmektedirler. Hücrelerde oluşabilecek en ufak bir yağ asidi dengesizliği, onların hayat elveda demelerine neden olabilir. Omega-3 retina, beyin ve sperm hücrelerinin hatasız çalışabilmeleri için oldukça gereklidir.Omega-3 kolestrol konusunda, kolesterol düşürücü ilaçlar kadar iyidir. Hem de doğal olduğu halde…

Ama şunu da hemen belirtelim; omega-3 ve omega-6 yağ asitlerini belli bir dengeyle almalıyız. Yoksa sonuçlar pek iyi olmayabilir. Dünya sağlık örgütü tarafından önerilen ideal doz şöyledir: Her 5-10 gram omega-6 yağ asidine karşılık, 1 gram omega-3 yağ asidi almalıyız. Aşırı omega-6 yağ asidi alımı, omega-3 ü baltalayabilir.

Nelerde bulunurlar?

Omega-6 yağ asitleri bitkisel yağlarda bulunurlar. Yani muhtemelen birçoğunuz farkında bile olmadan sürekli bu asidi alıyorsunuz vücudunuza.
Omega 3 ise yağlı balıklar ve deniz ürünleri, ceviz, badem, mısır, marul vs de bulunur.
Saç dökülmesinin çok çeşitli nedenleri vardır. Bunlardan bazıları aşağıdaki gibidir.



• Erkek tipi saç dökülmesi: Bu saç dökülmesi tipinin sıklığı tam olarak kaydedilmemekle beraber beyaz ırktaki insanlarda sıklığı %100′e yaklaşmaktadır. Sitemizde erkek tipi saç dökülmesi ile ilgili birçok bilgiyi sizlerle paylaşmayı amaçlıyoruz (ancak daha kapsamlı çalışmalar için biraz sabır rica edeceğiz, bu arada lütfen yazılara olumlu veya olumsuz yorum yapınız)



• Diffüz alopesi: Bütün kafa derisi üzerinde yayılan jeneralize veya global saç dökülmesidir. Ciddi boyutlarda saç kaybı olana kadar genellikle farkedilmez. Diffüz alopesinin gidişatı değişkendir ve nedene bağlı olarak devamlı veya dönem dönem artan şekilde olmaktadır. Yani tam olarak kesin bir yönü yoktur da denebilir.



• Alopecia areata: Belirti vermeden sınırları belirgin küçük dairesel yamalar şeklinde ortaya çıkar. Bazen de bütün kafa derisindeki saçın, hatta bütün vücuttaki kılların kaybıyla seyreder. Bunların dışında yara dokusu oluşturmayan, geri dönüşümlü ve yaş, cinsiyet ve ırk tercihi olmayan bir hastalık olarak tanımlanır.



• Enfeksiyonlar yani hastalıklar- Buradaki saç kaybı çeşitli mikroorganizmalar (mantarlar, bakteriler veya virüsler) ve bitler tarafından doğrudan veya dolaylı olarak saçın gövdesinin yıkılması veya saç foliküllerinin işlevlerinin bozulmasına bağlıdır. Bu tipteki saç dökülmesi neden olan mikro organizmaya göre değerlendirilir.



• Alopesiye neden olan saç gövdesi anormallikleri - Saç gövdesinin yapısal anormallikleri dört grupta incelenir: kırıklar, düzensizlikler, kıvırcıklanma veya sarmallaşmalar ve saç gövdesini etkileyen yabancı maddeler.



• Çeşitli nedenlere bağlı alopesi - Sedef hastalığı gibi çeşitli kronik cilt hastalıkları saçlı deriyi de tutabilir.

Bunların dışındaki diğer saç dökülmesi tipleri genelde geçicidir ve çeşitli faktörler tarafından oluşur. Bunlara örnek olarak stres, troid bozuklukları, çinko ve demir eksiklikleri, enfeksiyonlar, genel anestezi ile ameliyat, diyabet, aşırı doz A vitamini, başta kemoterapi olmak üzere çeşitli ilaçlarla yapılan tedaviler verilebilir.

Tüm bunlara ek olarak yine şu etkileri de gözden kaçırmamak gerekli.



Erkeklerde ve kadınlarda beslenme yetersizliği, yanık, travma ve bunun gibi pek çok nedenle saç dökülmesi olabilmekle beraber en sık rastlanılan saç dökülme nedeni androjenik dediğimiz hormonal saç dökülmesidir.

Bu tip dökülmede kalıtsal yatkınlık dışında, androjenik hormonlara (erkeklik hormonları) uzun süreli maruz kalınması da aynı tip saç dökülmesine neden olur.

Androjenik Hormonlar

Hem erkekte hem de kadın da androjenik hormonlar olarak adlandırdığımız “erkeklik hormonları” mevcuttur. Bunlardan bazıları testesteron, androstenodion ve dehidroepitestesterondur(DHT). Bu hormonlar erkeklerde testis ve böbrek üstü bezlerden, daha az miktarda olmak üzere kadınlarda ise yumurtalık ve yine böbrek üstü bezlerden salgılanır.